Kafeteryada oturmuştum bir gün… Yan masaya orta yaşlarda bir çift geldi. Garson sipariş almak için “Ne arzu edersiniz?” diye sordu.
Kadın, adamın gözüne baktı. Adam da elindeki listeye… “Ne istersin?” diye sordu karısına. Kadın, “Bilmem, Sen söyle…” dedi.
Bu, görünürde “Ne kadar uyumlu bir çift” gibi gelse de kendi damak tadını bir kenara iten, eşi kendisine hangi damak tadını sunarsa onu kabul edeceğim diyen bir “aynileşme” problemi idi hâlbuki…
“Zaman geçtikçe ister istemez eşler birbirine benziyor” demeyin sakın. Zira birbirine dönüştükçe eşler, o evlilik evlilik olmaktan çıkar…
Evliliğin kalitesi, eşler birbirine benzedikçe değil, kendi gibi kaldıkça olur…
Bir fizik hocasına “Kıyamet ne zaman kopar?” diye sormuştum.
Hoca, “Enerji düzeyleri farklılığını kaybettiğinde.” diye cevap vermişti. “Bunun adına Entropik Kıyamet” denilir diye de ilave etmişti.
“Evrende enerji düzeyleri eksi ile artı arasında aktığı sürece dünya dönmeye devam ediyor... Rüzgâr esiyor, gök gürlüyor… Zıtlar arası enerji akımıdır canlılığı koruyan. Ne zaman ki bu akım durur ve bütün enerji düzeyleri aynı olursa, fizik kanunlarına göre kıyamet işte o zaman kopar.” demişti.
Evrenin kıyameti nesneler arasındaki enerji akımının durmasıyla olduğu gibi, evliliğin kıyameti de eşler arasındaki enerjinin kesilmesidir.
Eşler birbirine benzedikçe konuşacak konu kalmaz. Düşünce üretilmez…
Eş eşten elektrik alamaz…
Eşler birbirlerine bir iyilik yapmak istiyorlarsa, eşini kendine benzetmek yerine, kendi gibi kalabilmesine çaba harcamalıdır... Bu hem kendi, hem de eşi için en doğru tercihtir...
Adem Güneş
























